

Çocukluk
Çağında Obezite
Hazırlayanlar:
Yrd. Doç. Dr. Kadir Babaoğlu, Kocaeli Ü. Tıp Fak. Çocuk Sağ. ve Hast. AD,
Kocaeli
Prof. Dr.
Şükrü Hatun Kocaeli Ü. Tıp Fak. Çocuk Sağ. ve Hast. AD, Kocaeli
Obezite
Nedir?
Obezite, vücutta depolanan yağ miktarının
fazla olması biçiminde tanımlanabilir. Klinik olarak obeziteyi tanımlamak
için kilonun boyun karesine oranlanması (kg/m2) ile elde edilen vücut kitle
indeksi kullanılır. Buna göre erişkinlerde vücut kütle indeksi (VKİ)'nin
25'in üzerinde olduğu kişiler aşırı kilolu, 30'un üzerinde olanlar obez
olarak tanımlanır. Çocuklarda ise yaş ve cinse göre hazırlanan VKİ persentil
eğrileri kullanılarak >85 persentil olan çocuklar aşırı kilolu, >90 persentil
olanlar ise obez olarak sınıflandırılmaktadır. Ayrıca yaşa göre vücut ağırlığı,
boya göre ağırlık, deri kıvrım kalınlığının ölçümü ve içerdiği yağ bakımından
vücut kompozisyonu da kullanılan diğer tanı yöntemleridir.
Sıklık
Hipertansiyon, dislipidemi, insülin
rezistansı ve ağır psikolojik strese yol açması nedeni ile önemli bir sorun
olan obezite, çocukluk çağında giderek artan bir sıklıkta görülmektedir.
Gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalarda erişkinlerin %33'ünün, çocuk ve
gençlerin ise %20-27'sinin obez olduğu, 1976'dan sonraki on yılda 6-11
yaşlarında obezitenin %54 oranında, 12-21 yaşlarındaki çocuklarda da %64
oranında arttığı bildirilmektedir. Son yıllarda obezitenin çocukluk yaş
grubunda geçmiş yıllara göre sıklığının arttığı gösterilmiştir.
Obezite
Nasıl Oluşur?
Obeziteye neden olan çok yemenin
mekanizmasında beyindeki iştah merkezi önemli rol oynamaktadır. İnsan ve
hayvanlarda tokluk ve açlık sinyallerini alan merkezler olduğu gösterilmiştir.
Beyinde besin alımını etkileyen çeşitli maddeler(peptidler; kolesistokinin,
ürokortin ve nöropeptid Y) bulunmaktadır. Kolesistokinin ve ürokortin besin
alımını azaltırken, NPY ise besin alımını artırmaktadır. NPY beynin pek
çok bölgesinde bulunur. Birçok obezitede beynin çeşitli bölgelerinde NPY’nin
arttığı gösterilmiştir. İnsülin vucutta bulunan şekerin regülasyonunu sağlar.
Obez çocuklarda hiperinsülinemiye(kanda insülinin fazla olması) rağmen
normal glukoz düzeyleri insülin direncinin varlığını gösterir. Önlem alınamadığı
durumda insülin direnci nedeniyle glukoz toleransı bozulup hiperglisemi(kanda
glukozun arttığı durum) gelişebilecektir. Vücut ağırlığının artması ile
birlikte insülinde de belirgin artış olmaktadır. Yağ hücre kütlesinin büyümesi
ve insülin gereksiniminin artmasına karşın reseptör sayısının azalması
insülin direncine yol açmaktadır. Bu nedenle özellikle son yıllarda sıklığının
gittikçe artmasıyla gündeme gelen adolesan çağda tip II diyabetes mellitus(tip
II şeker hastalığı) hastalığının obez çocuklarda ortaya çıkışı kolaylaşmaktadır.
Hazırlayıcı
Etmenler
Araştırmalar sonucunda obezitenin
gelişmiş ülkelerde düşük sosyoekonomik düzeylerde, gelişmekte olan ülkelerde
ise yüksek sosyoekonomik düzeye sahip kesimlerde daha sık olduğu gösterilmiştir.
Şiddetli obezite ise sosyoekonomik durumdan bağımsızdır. Beslenme biçimi
ve beslenme alışkanlığı olarak yüksek kalorili yiyeceklerle beslenen çocuklarda
obezite daha kolay gelişmektedir. Yaptığımız çalışmada yüksek kalorili
ve düşük lifli hazır yiyeceklerin %52 oranında tüketilmesi bu veriyi desteklemektedir.
Çocukluk obezitesinde çevresel etmenler
içinde ailenin beslenme biçimi ve aktivasyon azlığı bulunmaktadır. Uzun
süre televizyon izleyen ve televizyon izlerken yüksek kalorili yiyeceklerin
tüketilmesi obeziteyi daha da artırmaktadır. Obezite sıklığı 4 saatten
daha fazla televizyon izleyen çocuklarda 1 ya da 1 saatten daha az televizyon
izleyen çocuklara göre daha yüksek olarak saptanmıştır. Obezite ve psikolojik
etmenler arasında bir ilişki olduğu kabul edilmektedir. Anne-baba çocuk
arasındaki olumsuz ilişkiler çocuğun ruhsal yapısını etkileyip aşırı yemeye
neden olabilmektedir.
Obezite ve genetik etmenler üzerinde
yapılan araştırmalarda her iki ebeveyn obez ise çocuğun obez olma şansı
%80, yalnızca biri obez ise oran %50, ikisi de obez değilse oran %9 olarak
bulunmuştur. Bu gözlemlerden yola çıkılarak yapılan araştırmalarda vücut
ağırlığını biyolojik olarak kontrol eden moleküler komponentleri belirleyen
bazı genler bulunmuştur (ob geni, db geni, fat geni, tub geni, agouti geni).
Bunlardan ob geni leptin sentezini düzenleyerek iştah azaltır. Db geni
ise leptin bağlanmasını düzenlemektedir.
Son 10-20 yıl içerisinde obezite sıklığındaki
bu artışın asıl önemli nedeni; endüstriyel gelişme ile birlikte, fiziksel
güce dayalı yaşam tarzından inaktiviteye dayalı yaşam tarzına geçiş ve
yoğun kalori içeren besinlerin tüketilmesi olarak görünmektedir. Tedavi
öncesi değerlendirme Obezitenin genetik ve endokrin nedenleri gözden geçirilmeli,
özellikle boy kısalığı olan obezite olguları üzerinde dikkatle durulmalıdır.
Obez çocuklarda erken menarş, hiperlipidemi,
artmış kalp hızı, hepatik steatoz, akantozis nigrikans ile bozulmuş glikoz
metabolizması, uyku apnesi, psödotümör serebri, polikistik over hastalığı,
kolelitiyazis ve hipertansiyon gibi birçok komplikasyon görülebilmektedir.
Obez çocuk ve adolesanlar ayrıca ortopedik sorunlar ve benlik saygısı yönünden
değerlendirilmelidir. Çocukluk çağında obeziteye yol açan risk etmenlerine
karşı alınacak tedbirler ile obezitenin önlenmesi hem bu komplikasyonlardan
koruyacak hem de ileride sağlıklı birer erişkin olmalarını sağlayacaktır.
Tedavi
Diyet: Dengeli ve az kalorili diyet
uygulanır. Normal kalori gereksinimi %30-40 oranında azaltılır. Diyet %25-30
oranında yağ, %50-55 oranında kompleks karbonhidrat ve %20-25 oranında
protein içermelidir. Toplam kalori 5-8 öğüne bölünerek verilmelidir. Bu
diyet 5 yaş ve üstü çocuklarda güvenle uygulanır. Haftada 0.5 kg verilmesi
amaçlanır. Diyet ile yavaş bir biçimde kilo verilmesi, kilo kazanımı olmaksızın
boy uzamasının sürdürülmesi, diyet, egzersiz ve yeme davranışlarının değiştirilmesi,
ailenin tedavi sürecine katılımı ve obezitenin yinelemesinin önlenmesi
sağlanmalıdır.
Egzersiz
Kilo kaybının iki temel yaklaşımı
kalori kısıtlaması ve egzersizdir. Çalışmalara göre diyet ve egzersiz birlikte
uygulandığında yalnızca diyete göre daha fazla kilo kaybına yol açmaktadır.
Özellikle uzun dönemde, verilen kilonun korunabilmesi için egzersiz vazgeçilmez
unsurdur. Bu nedenle egzersiz kilo vermeye yönelik tüm programların vazgeçilmez
bir parçasıdır. Egzersizin yararları şöyle özetlenebilir. Egzersiz sırasında
kalori harcanır. Kan basıncı, serum kolesterolü, vücut kompozisyonu, kalp
ve solunum sistemi üzerinde olumlu etkileri vardır. Egzersiz obez kişinin
psikolojik durumunu iyileştirir. Yağsız vücut kütlesi kaybını önler. Egzersiz
haftada en az 3 kez, 30 dakika süresince ter atacak kadar yapılmalıdır.
Egzersiz yoğunluğu ve süresi yavaş yavaş artırılmalıdır.
Obezitenin
davranışsal tedavisi
Davranışsal yaklaşımların amacı obez
hastaların yeme alışkanlıklarını, aktivitelerini, düşünme biçimlerini değiştirmektir.
Davranışsal yaklaşımların temelinde bireyin kendini disipline sokması yatar.
Yine davranışsal yaklaşımların en önemli amaçlarından birisi düzenli fiziksel
aktivite alışkanlığının hastalara kazandırılmasıdır.
İlaç
tedavi
Çocuklarda önerilmemektedir.
Cerrahi
tedavi
Gastroplasti, intestinal bypass vb.
çocuklarda önerilmemektedir.
Obezitenin
Önlenmesi
Obeziteye yol açan risk etmenlerine
karşı sigara karşıtı benzeri kampanyalar ve yasal önlemler uygulanabilir.
Bazı İskandinav ülkelerinde çocuk televizyonlarında besin reklamları yasaklanmıştır.
Örneğin Finlandiya'da okul yemeklerinin kalori ve beslenme içeriğinin ilan
edilmesi zorunlu kılınmıştır. Ailesel bakımdan risk altındaki çocuklara
yönelik erken dönemde davranış tedavisi uygulanabilir. Okul programlarında
obeziteye yönelik eğitim sağlanması da obezitenin önlenmesinde yarar sağlayacaktır.
|