

Alkol-Madde Bağımlılığı İçin Önerilebilecek Bir Bakış Açısı
Hazırlayan:Dr. İnci Özgür İlhan, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD, Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi
Son zamanlarda “seçilmiş” bazı
kişilerin/populer kimliklerin madde bağımlılığı nedeniyle daha çok konu
haline getirilmesi çok dikkat çekicidir. Oysa, Batı toplumlarındaki kadar
yaygın görülmese de, madde bağımlılığı sorununun Türkiye için önemi üzerinde
bu vesileyle durulması yerine toplumu ilgilendiren bir halk sağlığı sorunu
olarak durulması başta ruh sağlığı ve halk sağlığı profesyonellerinin işidir.
Basın tüm toplum üzerindeki baskın ve öncelikli yerini bir kez daha akademik
alandan önce gösterebilmiştir.
Bu yazıda alkol-madde bağımlılığı
sorununun içinde ele alınması önerilen tıbbi model tanımlanacak ve madde
bağımlılığı bir süreç olarak tanımlanmaya çalışılacaktır.
Alkol-Madde Bağımlısı için rastlanabilen
(örtük/açık) yargılar “Madde kullananlar kontrol edilmesi gereken tehlikeli
kişilerdir.”, “Madde bağımlıları iradesizdir.”, “Madde bağımlılığında tedavi
sonuç vermez.” ifadeleriyle örneklenebilir. Bu yargılar, iyi-kötü, olumlu-olumsuz,
gibi bir çırpıda yapılabilen ayrımların hastalık-sağlıklı olma biçiminde
yansımasıdır. Tıpta ontolojik hastalık modeline göre hastalık-sağlık bu
tek boyutlu tanım içinde alınır ve hastalık bağlamından ayrı olarak kendi
içinde tanımlanır. Ontolojik hastalık modeline göre nedensellik (yani etiyoloji-hastalık
ilişkisi) doğrusal bir ilişkidir. Buna göre hastalık, hastanın/olgunun
dışında ve ondan bağımsız gerçekliği olan durumdur. Tüm olgular aynıdır.
Tüberküloz bir hastalıksa bunun nedeni bir mikroorganizmadır, tüberkülozun
ilacı da bellidir. (Tıp öğrencisine kalan bu ilişkiyi ezberlemektir! Bu
kadar bilgiye rağmen tüberküloz toplumun önemli bir kesimini yakalamaya
devam etmektedir.) Fizyolojik hastalık modeline göre ise hastalık kişinin
eylemleri, yaşam biçimi ve çevreyle ilişkileri bağlamında açıklanır. Hastalık
sistemde bir şeylerin yanlış gitmesidir; hasta olan insan, yani “olgu”
bu sistemin içinde merkezdedir. Alkol-madde bağımlılığı için bir adım daha
ileri gidilmesi bağımlılığın tanımlanmasına katkıda bulunacaktır.
Bağımlılığın Gelişme Süreci-Değişimin
Evreleri Modeline göre bağımlılığın gelişme “evreleri” tanımlanmıştır.
Birinci evre “başlama ve bağımlılığın ortaya çıkması” evresidir. Bu evrede
madde ile karşılaşılır ve kullanım başlar. İkinci evrede maddenin kullanımı
hoşa giden ve olumlu yaşantıları getirir. Doğrudan (bunaltının giderilmesi
gibi) ya da dolaylı olarak (toplumsal ödüllenme gibi) yaşanan olumlu sonuçlardır
bunlar. Bağımlılığın erken evrelerinde ve maddenin ilk etkileri yaşandığında
maddeyle bağlantılandırılan durumlar/sonuçlar maddeyi kullanma lehine motivasyonel
yöndedir. Davranışın yinelenmesiyle madde/davranış-sonuç ilişkisi pekişir.
İleriki bir zamanda maddeyi çağrıştıran durumlarla karşılaşıldığında bu
motivasyonel süreçle başa çıkma ayrı bir çabayı gerektirecektir.
Üçüncü evre istenmeyen sonuçların
ortaya çıktığı evredir. Bu evrede pek çok kişi davranışını sınırlayabilir
ya da değiştirebilir, ancak bağımlılık gelişmişse bu olmayabilir; çoğu
zaman da böyle değildir. Bu olumsuz sonuçlarla birlikte maddeyi kullanmanın
olumlu sonuçları da yaşanıyordur. Bu evrede kişi olumsuz sonuçların maddeden
kaynaklandığının hala farkında değildir; bağımlılık davranışıyla yaşamındaki
sorunlar arasında bir nedensellik kurmaktan uzak durarak aynı davranış
örüntülerini yineleyen bir biçimde sergilemeye devam eder. Bu bağlamda
alkol/madde bağımlılığında belki de temel olarak üzerinde çalışılması gereken
bir bilişsel-duygulanımsal süreç “bağımlıca düşünme”dir. Bu düşünce biçimi,
gerçekliğin çarpık bir algılaması olarak değerlendirilmiştir: bağımlı birey
-bağımlılıktan kaynaklanan- sorunlarının kaynağı olarak başkalarını görmektedir.
Zamanı algılayışında da sorunlar vardır: Yakın gelecekle ilgili beklenenler,
daha uzak gelecekle ilgili algılama zayıflığıyla ilgili olarak, önceliklidir.
Bu sorunlarla ilgili rahatsızlığını en aza indirmek için de daha önce istediği
sonuçları gördüğü madde kullanma davranışını sürdürür.
Dördüncü evrede (dönüm noktası
ve bırakmanın başlaması evresi) maddeyi bırakma düşüncesi belirir. Bu düşünce
bağımlılığın aslını oluşturan “ambivalansı” da beraberinde getirir. Bağımlılık
davranışı bir taraftan zarar verirken bir taraftan da kişiye hizmet eder.
Bu ambivalansın temelini oluşturur. Artık bu evrede kişisel sorumluluğun
kabulu söz konusudur. Bağımlı kişi bir dönüm noktasındadır.
Değişimdavranışla ilgili farkındalığın
artışıyla birlikte görülebileceği gibi bir sonraki aşamadan bir önceki
aşamaya dönüşle de gerçekleşebilir (relaps-madde kullanma davranışının
yeniden yapılanması. Tüm bu evreler boyunca doğrusal bir ilerleyiş söz
konusu değildir; model durumsal, bilişsel, kişilerarası ilişkiler, kişisel
ve biyolojik etkenlerin rollerini de dışlamamaktadır.
Bugünün toplumunda sıkça bulunan
can sıkıntısı, çaresizlik, yalnızlık gibi yaşantılardan ya pasif yaşantı
biçimlerine sığınarak (televizyon seyretmek gibi) ya da kompulsif, çabuk
ve kısa süreli doyumlara yönelerek kurtulmaya çalışılmaktadır. Bu görüş,
uzak sonuçları görmeksizin o anı yaşamaya vurgu yapan, plan yapmadaki güçlükler,
gerçekçi olmayan çözüm yolları üretme, klişelere takılmış kısıtlı bir dil
gibi işlevlerdeki eksikliklerle belirgin bir kişilik profili çizmiştir.
Madde kullanımı da çizilen bu kişiliğin tercih edebileceği çok hazır bir
seçenek olarak, diğer sayılan örnekler gibi çabuk bir çözüm olarak alınabilir.
Doğan (1996) zamanla ilgili yaşanan bu algılama sorununu çağın hastalığı
olarak adlandırmıştır. Bugünün modern toplumlarında, özellikle Batı için
tanımlanmış bir özellik insanların “toplum” olma duygusunun manipulatif
ve yalnızlaştırıcı güçlerin etkisiyle gelişemediği, bireylerin birbiriyle
doyurucu ilişkiler geliştiremediği, dolayısıyla yalnızlaştığı, birbiriyle
aktif ilişkiler geliştirmiş bir toplumdan çok bir “yığın” oluşturduğu,
bireyin merkezi bir otoritenin etkisi altında otonomi kaybını yaşadığı
ve her bireyin boş “kendiliğini” tüketim maddeleri, yemek, bağımlılık yapabilen
maddelerle… doldurmaya çalıştığı ileri sürülmüştür.
Alkol-madde bağımlılığının hem
bireysel hem de toplumsal düzeyde tanımlanması çözümün de her iki düzeyde
gerçekleştirilmesi gerektiğini düşündürmektedir. Kaldı ki son günlerde,
basının da manipülasyonuyla, bağımlılık sorunu tüm toplumun sahiplendiği
bir sorun halinde halen konuşulmaktadır.
|